Dünya Gıda Dergisi - 2014/Mayıs

Son Sayı

Dünya Gıda Arşivi

ARŞİV

Faydalı Bağlantılar

T.C Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı
Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü
İhracat Bilgi Platformu
T.C Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı
FAO
KOSGEB
TMMOB Gıda Mühendisleri Odası
TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası
Türkiye Gıda Sanayi İşverenleri Sendikası
Türkiye Gıda Dernekleri Federasyonu


ANKET

 
Gıda Güvenliği konusunda en çok şüphe duyduğunuz ürün grubu hangisi?
 
Kırmızı ve beyaz et ürünleri
Bakliyat ve hububatlar
Tatlı ve Unlu Mamüller
İçecekler
Süt Ürünleri



Yazım Kuralları

Tıbbi bitki olarak sarı kantaron (Hypericum perforatum L.)ve halk sağlığındaki yeri

Dr.Oya KAÇAR, Prof. Dr.Nedime AZKAN Uludağ Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Tarla Bitkileri Bölümü, Görükle Kampüsü Görükle/BURSA e-mail: okacar@uludag.edu.tr

Özet 1980’li yılların sonunda antidepresan etkileri keşfedilerek ilaç sanayinin ilgisini çeken, sarı kantaron diye adlandırılan ve günümüzde tüketim ve kullanım sahası geniş olan Hypericum perforatum L. bitkisi alternatif tıptaki yerini almıştır. Hypericum perforatum L. farmakolojik aktiviteye katkıda bulunan flavanoidler, xanthonesler, tanenler, phloroglucinolslar ve naphthodianthronesler diye adlandırılan birkaç grup komponent içermektedir. Hayvan deneyleri ve klinik deneyler sonucunda antidepresan etkinliği kanıtlanan ve “Doğal Prozac” olarak anılan H. perforatum L. bugün hafif ve orta şiddetteki depresyonların tedavisinde başarıyla kullanılmaktadır. H. perforatum L. kanser, şeker hastalığı, kronik romatizma, mide-barsak hastalıkları, karaciğer-safra rahatsızlıkları, kurt düşürücü, antiseptik, yara iyileştirici olarak özellikle yanık yaralarının tedavisi gibi çeşitli amaçlarla kullanılmaktadır. Bitkinin bugün halk arasında en yaygın kullanımı çiçekli dallarının zeytinyağı içinde maserasyona bırakılmasıyla hazırlanan “Kantaron Yağı”nın yara iyi edici amaçla uygulanmasıdır. H. perforatum L.ayrıca Avrupa Konseyi tarafından besinleri tatlandırmada doğal bir kaynak olarak kabul edilmiş ve “Kategori N 2” de yer almıştır. H. perforatum L. ile ilgili çalışmalar özellikle Avrupa’da yoğunluk kazanmış, Almanya, İsviçre, Polonya ve Macaristan’da bu bitkinin kültüre alınma çalışmaları gündeme gelmiştir. Tıbbi değeri yüksek olan bu bitkinin ülkemizde de kültüre alınma çalışmalarına başlanarak standart ve farmakolojik özellikleri belli ürünün elde edilmesi ülke ekonomisine yarar sağlayacaktır. Abstract The Essential of St. John’s wort as a Medical Plant and Importance in The Public Health Hypericum perforatum L. which is also called St. John’s Wort attracted the medicine industry by the antidepressant effects at the end of the 1980. Therefore it became available in the alternative medicine due to having large consumption and usage nowadays. It contains few groups components which contrubute to pharmalogical activite such as flavonoids, xanthones, tannins, phloroglucinols and naphthodianthrones. Hypericum perforatum L., which is regarded Nature Prozac, has been successfully used in remedies for depression after it’s antidepressant effect was proved by the animal and clinical traits. The general usage of it is to treat some illness such as cancer, diabet, chronicrheumatism, stomach-intestine, liver-bailast and burn. The common usage of this plant is to put some flowered branches in olive oil. As a result of this procedure, St. John’s Wort oil used in wound treatment is obtained. Furthermore Hypericum perforatum L. was accepted as natural sweetener by European Union and placed in Catagories N 2. The interest of this plant has increased particularly in Europe and has been considered to be cultivated in Germany, Switzerland, Poland and Hungary. Cultivation of this plant in Turkey could result in advantage to economy of our country. Giriş Bitkilerin iyileştirici etkilerinin bulunduğu inancı insanlığın çok eski devirlerine kadar gitmektedir (Ceylan, 1995). Günümüzde tüm dünyada doğal yöntemlerle tedavi diye adlandırılan alternatif tıbba ilgi giderek artmakta, bu ilgiye paralel olarak doğal tedavide kullanılan bitkilere ve bunlardan elde edilen aktif maddelere olan talep de yükselmektedir. Özellikle 1990’lı yıllardan sonra, tıbbi ve aromatik bitkilerin yeni kullanım alanlarının bulunması, doğal ürünlere olan ilginin artması bu bitkilerin kullanım hacmini her geçen gün arttırmaktadır. Günümüzde tıbbi bitkiler piyasasının yıllık yaklaşık 60 milyar dolarlık bir rakama sahip olduğu tahmin edilmektedir (Kumar, 2009). Tıbbi bitkilerin dünya ve Türkiye’deki durumuna genel bir bakış Tıbbi ve aromatik bitkilerin öneminin ve endüstriyel kullanımlarının her geçen gün arttığı bilinen bir gerçektir. Ülkemizde bu bitkiler doğadan toplama ve kısmen de kültürü yapılarak yetiştirilen bitkilerden sağlanmaktadır (Bayram ve ark., 2010). Bugün tıbbi bitkilerin çok az bir kısmı tarlavari olarak üretilmektedir. Bu bitkilerin kültüre alınması çalışmaları yerine doğadan toplanarak ihtiyaçların karşılanması çabası bu konudaki dar boğazlardan birini oluşturmaktadır. Tüketimi fazla olan ve florada yaygın olarak bulunmayan türlerden başlanmak üzere, bu bitkilerin kültüre alınmalarını zorunlu kılmaktadır (Gürbüz ve Gümüşçü, 1999). Böylece etken madde oranı yüksek, verimli bitkileri yetiştirmek kontrol altında olacaktır. Dünya üzerinde 750 bin – 1 milyon arasında bitki türünün bulunduğu tahmin edilmektedir. Bunlardan 500 bin kadarı tanımlanıp isimlendirilmiştir. Her yıl 2 bin kadar yeni tohumlu bitki türü tanımlanıp isimlendirilmektedir. (Baytop, 1999). Gıda elde etmek için yetiştirilen türler 3 bin civarındadır. Buna karşılık, gıda olarak kullanılan yabani bitki türlerinin adedi 10 bin sayısının üzerindedir (Baytop, 1999). Tedavi amacıyla kullanılan bitkilerin miktarı, antik çağdan beri devamlı bir artış göstermektedir. Mezopotamya uygarlığı döneminde kullanılan bitkisel drog miktarı 250 civarında idi. Grekler döneminde 600 kadar tıbbi bitki tanınıyordu. Arap-Fars uygarlığı döneminde bu miktar 4 bin civarına kadar yükselmiştir. XIX. asrın başlarında ise bilinen tıbbi bitki miktarı 13 bin sayısına erişmiştir (Baytop, 1999). Bugün dünyada tıbbi bitki sayısının 30 bin – 75 bin adet arasında olduğu tahmin edilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre yaklaşık 20 bin bitki tıbbi amaçlarla kullanılmaktadır. Bunlardan 4 bin bitkisel drog yaygın bir şekilde kullanılırken, Avrupa’da 2 bin kadar bitkisel droğun ticareti yapılmaktadır (Özgüven ve ark., 2005). Ayrıca dünya nüfusunun yüzde 75’inin bitkisel kökenli ilaçlarla tedavi olduğu tahmin edilmektedir (Craker ve ark., 2003). ABD (Craker ve ark. 2003) ve Batı Avrupa (özellikle İspanya ve Fransa) en büyük üretici konumundadır. (Başer, 1998a ). Dünyada bitkisel droglar için başlıca ticaret merkezleri Almanya (Hamburg), ABD (New York) ve Hong Kong’dur (Başer, 1997; Lange, 2006). Dünya bitkisel ilaç satış piyasasında Avrupa başı çekmekte, onu Asya, Kuzey Amerika ve Japonya izlemektedir. (Başer, 2002). Bitki sistematikçilerinin bildirdiklerine göre ülkemizde 10 binin üzerinde bulunan bitki türünün yaklaşık 1/3’ü endemiktir. Endemik olmayan türleri ile birlikte ülkemiz büyük bir biyolojik zenginlik içerisindedir ve Anadolu birçok kültür bitkisinin gen merkezidir (Arslan ve ark. 2002, Ceylan ve ark. 1995). Floramızda 3 bin kadar aromatik bitki türünün bulunduğu (Başer, 1998 b) ve Türkiye’de tıbbi amaçla tüketilen bitki sayısının 400 civarında olduğu belirtilmektedir (Özhatay ve Koyuncu, 1998). Tıbbi ve aromatik bitkiler bakımından Türkiye dış satım yapan ülkeler arasında yüzde 5’lik pay ile 12. sırada yer almaktadır (Özgüven ve ark., 2005). Türkiye’de iç ve dış pazarlarda ticareti yapılan tıbbi bitkilerin ağırlıklı çoğunluğu doğal floradan toplanmaktadır. Giderek artan talep karşısında ülkemizde tıbbi ve aromatik bitkilerin kültürü ile çalışmalara da hız verilmeye başlanmıştır. Tıbbi ve aromatik bitkilerin tarımında üretilen bitkinin kalitesi, standartlara uygun ve “İyi Tarım Uygulamaları/ Organik Tarım” tekniklerine göre yapılması önemli hale gelmiştir. (Kan ve ark. 2006, Kan 2005). Türkiye’de 350 kadar tıbbi ve aromatik bitkinin iç ve dış ticareti yapılmasına karşılık bu bitkilerden sadece bazılarının (anason, kimyon,kekik, haşhaş, gül, rezene, kişniş, nane, maydanoz, roka, dere otu, sarımsak, çemen, çörekotu ) tarımı yapılmaktadır (Gürbüz ve Gümüşçü, 1999; Anonim, 2008, Bayram ve ark., 2010). Kültürden ve toplanan bitkiler ile birlikte son 10 yılın ortalamalarına göre, 40-50 bin ton ham bitki üretimimiz bulunmaktadır (Anonim, 2008). Sarı Kantaron 1980’li yılların sonunda antidepresan etkileri keşfedilerek ilaç sanayinin ilgisini çeken, sarı kantaron olarak adlandırılan ve günümüzde tüketim ve kullanım sahası geniş olan Hypericum perforatum L. bitkisi alternatif tıptaki yerini almıştır. Dünyada 350-400 kadar türle temsil edilen Hypericum L. cinsinin 200’den fazla türü subtropik ve ılıman kuşaklarda yayılış göstermektedir (Zeybek ve Zeybek, 1994). Türkiye’de ise 84 kadar türü bulunmakta, Marmara, Karadeniz, Ege, Orta ve Doğu Anadolu, Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yayılış göstermektedir (Davis, 1967; Davis, 1988; Güner ve ark., 2000) Dünyada Avrupa, Kuzey Afrika, Sibirya, Asya, İran, Kuzey Irak, Kıbrıs ve Batı Suriye’de doğal olarak yetişmektedir. Türkiye’de ise Marmara, Karadeniz, Ege, Orta ve Doğu Anadolu, Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yayılış göstermektedir (Davis, 1967). Bunun yanında ülkemizde 3 Hypericum türünün sucul ortamlarda yayılış gösterdiği belirlenmiştir (Seçmen ve Leblebici, 1997). H. perforatum L. dünyanın ılıman ve tropikal bölgeleri boyunca çoğunlukla yol kenarlarında, çimenli nehir kenarlarında, kuru kalkerli veya eski kalker taşlı topraklarda, ışıklı ormanlarda, çayırlarda, bataklık ve sahillerde, kayalık yerlerde, ekim yapılmayan tarlalarda ve geniş alanlarda yayılış göstermektedir. *1, *2 Bitkinin binbirdelik otu, sarı kantaron, yara otu, kan otu, mayasıl otu, kuzukıran, koyunkıran, kılıç otu, püren gibi çeşitli isimleri bulunmaktadır. (Aydın ve ark., 1992; Öztürk ve ark., 1992; Üstün, 1998). Avrupa’da genellikle St.John’s Wort ismi ile bilinmektedir (Gerders, 1980). Bitkinin tarihsel geçmişi H. perforatum L. tarihsel geçmişe sahip olan önemli bir tıbbi bitkidir. Antik çağlarda özellikle yara ve yanık gibi deri lezyonlarının tadavisinde ve teryaklarda antidot olarak kullanılmıştır (Czygan, 1993,). Yine bu çağlarda Yunanlı Hekim Dioscorides ve tıbbın babası olarak anılan Hippocrates bitkiyi birçok hastalığın tedavisinde kullanmışlardır. Yaprak ve çiçekleri antiseptik ve yara iyileştirici olarak kullanılır (Özyurt, 1992). Bunun yanında ortaçağda ve yeni çağın başlarında psikoterapötik ajan olarak kullanım bulmuştur *3. Avrupa’da Ortaçağ’da büyücülükte meşhur olan bitkinin Eski Yunanlılardan beri yaraları iyileştirici etkisi çok iyi bilinmektedir (Öztürk ve ark.,1992). H.perforatum’un yüzyıllar önce melankoli tedavisinde kullanıldığı diğer bazı kaynaklarda da yer almaktadır *4. İslam medeniyeti tıbbında bu bitkinin tıbbi özelliklerine çok fazla değinilmemiştir. Biruni (973-1051) “Kitab al-Saylada” isimli farmakoloji kitabında sadece bitkinin morfolojik özelliklerine değinmiş, kabızlık ve soğuk algınlığına iyi geldiğinden ve yapraklarından hazırlanan suyun insanda sarhoşluk etkisi yarattığından söz etmiştir. Hekimbaşı Gevrek-Zade Hafız Hasan Efendi (?-1801) gut hastalığının tedavisinde H. perforatum’dan da yararlanıldığını belirtmiştir. Hekim Hayatizade Mustafa Feyzi Efendi hazırlamış olduğu “Yabani Bitkiler Sözlüğü”nde H.perforatum’dan ve farklı kültürlerdeki isimlerinden söz etmiştir (Üstün, 1998). *1 http://res2.agr.gc.ca/london/pmrc/english/study/stjohnswort.html *2 http://pi.cdfa.ca.gov/weedinfo/HYPERICU2.html *3 http//www.hypericum.com/hyp09.htm *4 http//www.hypericum.com/goodnews.htm Şekil 1. Hypericum perforatum L. Bitkisinin Yakından Görünüşü Etken maddeler Hypericum perforatum L. farmakolojik aktiviteye katkıda bulunan birkaç grup komponent içermektedir. Bunlar; flavanoidler, xanthonesler, tanenler, phloroglucinolslar ve naphthodianthroneslerdir (Hölz ve Ostrowski, 1987; Nahrstedt ve Butterweck, 1997). H.perforatum L. kurutulmuş köklerinde protein, yağ, vitamin-C, karoten, az miktarda saponin, kolin, rutin, pektin, beta-sitosterol ve alkoloidler taşımaktadır (Duke, 1985). Bunların dışında kloroje asid, kuersetin, hiperosid, protohiperisin, siklopsödohiperisin içermektedir (Reuter, 1993). H. perforatum L. yapraklarının çevresinde açıkça gözle görülebilir siyah guddeler vardır. Bitki için karakteristik olan bu guddeler hiperisin toplama yerleridir. Bu guddeler özel flavanoid moleküllerini de içermektedirler. H.perforatum’un tedavi edici özelliklerini de içinde saklayan diğer bir molekül olan Hyperforin yaprağın farklı alanlarında toplanmaktadır (Kootstra ve ark., 2001). Yapraklarda uçucu yağ, tanen, reçine ve sarı renkli hyperin ile kırmızı renkli hypericin maddeleri bulunmaktadır. Sarı kantaronun nektar miktarı 0.2 mg ve şeker oranı yüzde 23.7 olarak tespit edilmiştir (Kovancı ve Kalafatçılar, 2001). Farmakolojik aktiviteleri H.perforatum L. kanser, şeker hastalığı, kronik romatizma, mide ülseri, mide-barsak hastalıkları, diüretik, yatıştırıcı ve karaciğer-safra rahatsızlıkları, sarılık, bronşit, diyare, dizanteri (Duke, 1985), yanı sıra boğaz enfeksiyonları (Tümen ve Sekendiz 1989), soğuk algınlıkları, kurt düşürücü, antiseptik, yara iyileştirici olarak (Duke, 1985; Özyurt, 1992; Baytop, 1999) özellikle yanık yaralarının tedavisinde (Baytop, 1999; Özyurt, 1992), ve “evrensel antidot” (Heltom ve Hylton, 1979) gibi çeşitli amaçlarla kullanılmaktadır. H.perforatum L. halk hekimliğinde antikanser ve antitümöral etkili olarak kullanılmakta oluşu ile de dikkat çekmektedir (Frances, 1982; Duke, 1985). Hypericum ekstraklarının anti-viral ve anti-kanser özelliğe sahip olduğu (Lavie ve ark., 1995) ve bu nedenle farklı kanser tipleri ile AIDS tedavisinde kullanılabileceği bildirilmektedir (Schinazi ve ark., 1990). Hayvan deneyleri ve klinik deneyler sonucunda antidepresan etkinliği kanıtlanan ve “Doğal Prozac” olarak anılan H. perforatum bugün hafif ve orta şiddetteki depresyonların tedavisinde başarıyla kullanılmakta ve sentetik ilaçlarda karşılaşılan uykusuzluk, kilo kaybı, seksüel disfonksiyon gibi ciddi yan etkilere rastlanmamaktadır (Müldner ve Zöller, 1984; Okpanyi ve ark., 1987; *5,*6. H.perforatum L. mutluluk hormonu diye adlandırılan seratonin yanında vücudun kendini daha iyi hissetmesi için gerekli olan dopamin ve norepinephrin hormonlarının salgılanmasını yan etkisiz olarak teşvik etmektedir (Anonim, 1997). Ayrıca hiperisin beyindeki Teta dalgalarını arttırarak normalde uyku esnasında meydana gelen derin düşünce, meditasyon, memnuniyet verici ve yaratıcı düşüncelerin çoğalmasını sağlamaktadır *7. Hiperisinin purgatif etkisi yoktur. Yorgunluğa ve mental depresyona karşı tonik ve stimulan olarak kullanılmaktadır (Tanker ve Tanker, 1985). Bunun yanında Hypericum ile hazırlanmış preparatlar homeopatide yara iyi edici, ağrı kesici, sinir zedelenmelerinde ve antidepresan etkileri nedeniyle kullanılmaktadır (Holzner, 1985; Bianchini ve ark., 1986). Sinirsel hastalıklar, uyku bozuklukları, psikovejetatif bozukluklar, korku ve sinirsel huzursuzluklarda (Marburg, 1993). Herba Hyperici ve Flores Hyperici ekstraksiyonları depressif hastalara efor kazandırıcı etkiye sahiptir (Zeybek ve Zeybek, 1994). Özellikle Amerika ve Almanya’da depresyon tedavisinde sıklıkla başvurulan *8, *9 bu bitkiden hazırlanan farklı formlardaki galenik preparatlar ve farmakolojik ürünlerin satış değeri dünyada yılda 570 milyon doları aşmaktadır (Sirvent ve ark., 2002). Sloley ve ark. (2000) tarafından yapılan çalışma ile standardize edilmiş ve içinde yüzde 0.3 oranında hiperisin bulunduğu iddia edilen H. perforatum ekstratlarının yüzde 0.000-0.312 arasında değişen oranlarda hiperisin içeriğine sahip oldukları tespit edilmiştir. Ayrıca içerisinde minimum yüzde 0.3 hiperisin bulunan kantaron kuru ekstresi dünya piyasasında 43 Euro/kg fiyatı ile satılmaktadır (Kan ve ark., 2009). Bitki depresyonun yanı sıra korku, menapozal stres, heyecan, uykusuzluk, aşırı uyku ve anksiyete gibi durumlarda da kullanılmaktadır (Maisenbacher ve ark., 1995; *10,*11. Bunun yanında bitkiden alkolizm tedavisinde yararlanılması amacıyla hayvan deneyleri sürdürülmektedir *2. Yapılan bir başka çalışmada bitkinin alkol ekstresinin hepatoprotektif etkiye sahip olduğu kanıtlanmıştır (Öztürk ve ark., 1992). Araştırmalar H.perforatum ekstrelerinin Staphylococcus aureus, Streptococcus mutans, Proteus vulgaris, Escherichia coli ve Pseudomonasaeruginosa gibi gram-pozitif ve gram-negatif bakterilere karşı geniş spektrumlu bir antibakteriyel etkiye sahip olduğunu göstermiştir (Murrey, 1995). Hiperisinin kuvvetli antibiyotik etkisi de bulunduğu bilinmektedir (Tanker ve Tanker, 1985). Ayrıca bitkinin kalp-damar sistemi üzerindeki yararlı etkisinin içerdiği procyanidinlerden kaynaklandığı ortaya konmuştur (Hölzl ve Münker, 1985). *5 http//www.bmj.com/bmj/archive/7052a.htm#1 *6 http//www.herbs.org/current/mtgstjohns.html *7 http//www.bitkisel-tedavi.com/sarikantaron.htm *8 http//www.herbsinfo.com/pages/phyperex.htm *9 http//www.hypericum.com/articles/times.htm *10 http//www.jr2.ox.ac.uk/bandolier/band31/b31-2.html *11 http//www.pacific.net/~harnish/st-john-Notes.html Total Hypericin (Hypericin, Pseudohypericin, Protopseudohypericin) için önerilen günlük doz 0.2-1 mg’dır . Doz aşımı olduğu taktirde çeşitli yan etkiler ortaya çıkabilmektedir. HIV virüsü taşıyan hastalarda sentetik Hypericin (35 mg iv) ile yapılan antiviral tedavi denemelerinde fotosensitizasyon gözlenmiştir. Semptomları güneş ışınlarına maruz kalındıktan 24 saat sonra ciltte kaşıntı, kızarıklık ve fiske oluşumudur. Ayrıca yine doz aşımında ortaya çıkan ve bitkinin içerdiği tanenlerden kaynaklandığı düşünülen bir başka yan etki de gastrointestinal sistemde meydana gelen enflamatuar reaksiyonlardır *12. Kullanımı H.perforatum L. preparatlarının niteliği, tohumlukların seçimi, yetiştirme, hasat, kurutma ve ekstre eldesindeki işlemlerden, hastanın eline ulaşan ilacın formülasyonuna kadar birçok faktöre bağlıdır. İlacın mikrobiyolojik kontrolleri, bitki koruma maddeleri, aflatoksin ve ağır metal sınırları da standart kurallara bağlanmıştır. Drog materyallerinin niteliği ile ilgili temel kaynaklar Ph.Helv. (İsviçre Farmakopesi) veya DAC (Alman Farmakopesi) gibi geçerli kodeksler veya monograflar olmalıdır. Herba Hyperici drogu, H. perforatum L. (Hypericaceae) bitkisinin çiçeklenme zamanından az önce veya çiçeklenme zamanında toplanmış, kurutulmuş, bütün ya da ufalanmış toprak üstü kısımları olarak tanımlanmaktadır (Kroth ve Steinhoff 1998). ABD’de de DAC’a ait şartlar kabul edilmektedir*13. Hypericum’un tıbbi olarak kullanılan kısımları, Alman kodeks’ine göre çiçeklenme zamanından hemen önce toplanan kurutulmuş toprak üstü kısımlarıdır. Ancak farmasötik uygulamalarda çiçeklenme zamanında toplanan kurutulmuş dal uçları tercih edilir. Homeopatik kodeks’te ise tüm taze çiçek açmış toprak üstü kısımları kullanıldığı belirtilmiştir (Marburg, 1993). Dallar bitki çiçekli iken toplanır ve gölgede kurutulur; göğüs yumuşatıcı, iştah açıcı, idrar ve balgam söktürücü olarak infüzyon (%1-2) halinde kullanılır (Baytop, 1999). Herba (Flores, Folia) Hyperici perforati çayı karaciğer, safra kesesi, böbrek rahatsızlıklarında içilmektedir. Total ekstratı depresyon ve bazı sinirsel hastalıklarda kullanılan preparatların terkibine girmektedir (Zeybek ve Zeybek, 1994). Ayrıca haricen kullanım için zeytinyağ ile masere edilmiş taze çiçekleri kullanılır. H .perforatum ile çay hazırlanması için, bitkinin çiçekli topraküstü kısımları üzerine kaynar su ilave edilip, 10 dakika beklendikten sonra süzülmesi tavsiye edilmektedir (Wichtl ve ark., 1984). Bitkiden hazırlanan çaylar yukarıda belirtilen birçok rahatsızlığın yanısıra menstrüasyon dönemindeki spazmlara karşı da önerilmektedir (Mabey ve ark., 1988). Bitkinin bugün halk arasında en yaygın kullanımı çiçekli dallarının zeytinyağı içinde maserasyona bırakılmasıyla hazırlanan “Kantaron Yağı”nın yara iyi edici amaçla uygulanmasıdır (Tanker ve Tanker, 1985; Mabey ve ark., 1988; Tanker ve ark., 1998; Baytop, 1999). H.perforatum L. ayrıca Avrupa Konseyi tarafından besinleri tatlandırmada doğal bir kaynak olarak kabul edilmiş ve “Kategori N 2” de yer almıştır. Bu kategoride H. perforatum’un besin maddelerine, tamamlanmış üründe hypericin miktarı 0.1 mg/kg’ı aşmayacak şekilde eklenebileceği belirtilmektedir. Ayrıca pastil ve lozenjlerde (1 mg/kg) ve alkollü içeceklerde (2 mg/kg) kullanımı söz konusudur (Newall ve ark., 1983). Bitki sahip olduğu aroma ve koku nedeniyle likör endüstrisinde de tercih edilmektedir (Bianchini ve ark., 1986). H. perforatum L.’nun içerdiği hiperisine bağlı olarak oluşturduğu tek ciddi yan etki, sadece albino hayvan türlerinde ve bazı hassas cilde sahip insanlarda bildirilmiş olan fotosensitizasyondur (Southwell ve Campbell, 1991; Tukel ve Hatipoğlu, 2001). Çünkü hiperisin fotosensibilite yapan bir bileşiktir (Özyurt, 1992). H.perforatum’un çiçek ve yaprakları ışığa duyarlılığı arttırıcı maddeler taşıdığından, bitkiyi yiyen hayvanlarda özellikle beyaz tüylü olanlarda ağız ve genital bölgede ödem ve güçten düşme ile karakterize olan ve bazen ölümle sonuçlanabilen deri hastalıkları meydana gelmektedir . Bu rahatsızlığa “Hypericismus hastalığı” adı verilmektedir (Tanker ve Tanker, 1985; Özyurt, 1992; Zeybek ve Zeybek, 1994; Tanker ve ark., 1998; Baytop, 1999). *12 http//www.hypericum.com/hyp20.htm *13 http//www.hypericum.com/articles/whatshap.htm Bu bitkinin tarımındaki başlıca problemler; Colletotrichum gloeosporioides tarafından sebep olunan hastalık ve bitkinin çiçekli dallarının üst kısmında kadmiyum biriktirme özelliğidir ( Plescher, 1997). H. perforatum L. bünyesinde en fazla kadmiyum biriktirebilen bitkilerden birisidir. Güçlü bir Cd akümülatörüdür. Almanya’da yürütülen bir çalışmada çiçekli dalların topraktaki Cd içeriğine ve farklı kaynaklara bağlı olmaksızın nispeten yüksek Cd alımına sahip olduğu, generatif kısımların Cd alımının ise orijinlere göre değiştiği (Gaudchau ve ark., 1996), topraktaki Cd içeriği ile bitkilerin Cd alımı arasında güçlü pozitif bir korelasyon belirlendiği ve farklı kaynaklı bitkiler arasında Cd toplama derecesinin değiştiği ifade edilmiştir (Scheider ve ark., 1996). Bu çalışmalar ile doğadan toplanan ham materyal üzerinde mutlaka Cd konsantrasyonunun belirlenmesi ve bu tarz topraklarda bu bitkilerin tarımından kaçınılması gerektiği sonucuna varılmıştır. Bunlarla birlikte H. perforatum L. özellikle Güneydoğu Avustralya’da yol kenarları boyunca ve tarım yapılmayan alanlarda yabancı ot problemi olarak kendini göstermektedir (Harris ve ark., 1997) Çeşitli Hypericum türleri farmakolojik özelliklerinin yanısıra canlı sarı çiçeklerinin dikkat çekici görüntüsünden dolayı süs bitkisi olarak da kullanılmaktadır. Özellikle Amerika’nın doğu bölümünde yayılış gösteren 40 türün arasında Hypericum frondosum, Hypericum densiflorum ve Hypericum prolificum, çoğunluğu Avrupa orijinli olan 50’nin üzerinde türün arasından da Hypericum androsaemum ve Hypericum calycinum’da süs bitkisi amaçlı yetiştirilmektedir (Anonim, 1970). Sonuç Dünyanın birçok ülkesinde doğada bulunan Hypericum perforatum L. populasyonları morfolojik, agronomik özellikleri ve farmakolojik aktiviteleri bakımından incelenmektedir. Özellikle Avrupa’daki çalışmalar yoğunluk kazanmış ve Almanya, İsviçre, Polonya, Macaristan’da bu bitki kültüre alınmış, tescilli çeşitler geliştirilmiştir. Ülkemizde ithal edilen sarı kantaron preparatları ilgi görmektedir. Türkiye florasında yaygın olarak bulunan bu bitkinin yurdumuzda tarımı yapılmadığı gibi tarımsal amaçlı araştırmalarda çok sınırlı bulunmaktadır. Tüketim ve kullanım alanı geniş sarı kantaron bitkisinin kültüre alınarak verimli ve farmakolojik özellikleri belli standart ürün elde edilmesi ülke ekonomimiz açısından yararlı olacaktır. Kaynaklar ANONİM 1970. Encyclopaedia Britannica, Inc. Standart Book Number 85229 135 3.19: p.907. ANONİM 1997. Prozac’a Karşı Çok “Aziz” Bir Ot. 19 Kasım 1997.Tempo 46/1997.s.55-56. ANONİM 2008. TÜİK Kayıtları. ARSLAN, N., B. GÜRBÜZ ve S. ÖZCAN S. 2002. Türkiye’de Doğal Bitkilerin Kullanımı ve Ticareti. Ekin Dergisi, 12:s.98-103. AYDIN, S., Y. ÖZTÜRK, K.H.C. BAŞER ve N. KIRIMER. 1992. Hypericum perforatum’un Farelerde Barbitürat Uyku Zamanı Üzerine Etkisi: Hepatoprotektif Aktivite. Anadolu Üniversitesi IX. Bitkisel İlaç Hammaddeleri Toplantısı, Bildiriler, 16-19 Mayıs 1991, Eskişehir, s.223-229. BAŞER, K.H.C. 1997. Tıbbi ve Aromatik Bitkilerin İlaç ve Alkollü İçki Sanayinde Kullanımı, İstanbul Ticaret Odası, Yayın No:39. BAŞER, K.H.C. 1998a. Tıbbi ve Aromatik Bitkilerin Endüstriyel Kullanımı, Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Bülteni. Anadolu Ünv. Tıbbi ve Aromatik Bitki ve İlaç Araştırma Merkezi, Eskişehir. Sayı: 13-14 s.19-43. BAŞER, K.H.C. 1998b. Tıbbi ve Aromatik Yabani Bitkilerimiz Tehdit Altında mı? TEMA Vakfı Faaliyet Dergisi, s.44-47. BAŞER, K.H.C. 2002. Bitkisel İlaçların Dünya Ticareti. MİSED (TEB Meslek İçi Sürekli Eğitim Dergisi). Sayı:3-4 s.16-27. BAYRAM, E., S. KIRICI, S. TANSI, G. YILMAZ, O. ARABACI, S. KIZIL ve İ. TELCİ. 2010. Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Üretiminin Arttırılması Olanakları. Türkiye Ziraat Mühendisliği VII. Teknik Kongresi, 11-15 Ocak 2010, Bildiriler Kitabı-1, s. 437-456, Ankara. BAYTOP, T. 1999. Türkiye’de Bitkiler ile Tedavi (Geçmişte ve Bugün). İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi, İstanbul, s.166-167. BIANCHINI, F., F. CORBETTA ve M. PISTOIA. 1986. Der Grobe Heilpplanzenatlas. Stuttgart, Unipart Verlag. p.230. CEYLAN, A.1995 Tıbbi Bitkiler I. Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi. No:312, Bornova/İzmir 140 s. CEYLAN, A., Y. GÜNGÖR, B. GÜRBÜZ, ve E. BAYRAM. 1995. İlaç ve Baharat Bitkileri Üretim ve Tüketim Projeksiyonları, Türkiye Ziraat Mühendisliği IV. Teknik Kongresi, 9-13 Ocak, Bildiri Kitabı (I. Cilt) s. 571-576. CRAKER, L.E., Z. GARDNER ve S.C. ETTER. 2003. Hers in American Fields: A Horticultural Perspective of Herb and Medicinal Plant Production in The United States, 1903 to 2003. HortScience. Vol.38(5) p.977-983 August 2003. CZYGAN, F.C. 1993. Kulturgeschichte und Mystik des Johnanniskrautes. Zeitschrift für Phytotherapic, 5: p.276-282. DAVIS, P.H. 1967. Flora of Turkey and the East Aegean Islands. Edinburg University Press. 2:p.355-401. DAVIS, P.H. 1988. Flora of Turkey and the East Aegean Islands. Edinburg University Press. 10:p.96-103. DUKE, J.A.1985. Handbook of Medicinal Herbs. CRC, Boca Raton, Florida. s.242 FRANCES, C. 1982. Hypericum-Historic Study of Hypericum, In: The History Medicinal and Aromatic Plants, Adly, A. (Ed), Hamdard Foundation, Karachi, Pakistan p.100. GAUDCHAU, M., M. SCHNEIDER ve F. PANK. 1996. Investigation of Heavy Metal Accumulation in Various Medicinal Plants and Linseed. Proceedings International Symposium. Breeding Research on Medicinal and Aromatic Plants, 30 June - 4 July 1996, Quedlinburg, Germany, 2 (1): p.381-384. GERDERS, R. 1980. The Complete Book of Herbs and Herb Growing. Ward Lock Limited, London, 149 p. GÜNER, A., N. ÖZHATAY, T. EKİM ve K.H.C. BAŞER. 2000. Flora of Turkey and the East Aegean Islands (Supplement 2) . Edinburg University Press. 11:p.71-72. GÜRBÜZ. B. ve A. GÜMÜŞÇÜ.1999. Ankara Koşullarında Bazı Çok Bazı Çok Yıllık Tıbbi Bitkilerin Yetiştirilmesi Üzerine Çalışmalar. Türkiye 3. Tarla Bitkileri Kongresi, 15-18 Kasım 1999, Adana 2: s.195-200. HARRIS, JA., A.M. GILL, P.W JUPP (ed.), D.T. BRIESE (ed.) VE R.H. GROVES. 1997. History of The Introduction and Speread of St. John’s wort (Hypericum perforatum L.) in Australia. Plant Protection Quarterly, 12:2 p.52-56. HELTOM, J.A ve W.H. HYLTON. 1979. The Complete Guide to Herbs. Rodale Press, Aylesburg. s:491. HÖLZ, T. ve H. MÜNKER. 1985. Vorkommen von Procyanidinen in Hypericum Perforatum. Acta Agronomica Supplementum 34: p.52. HÖLZ, J. ve E. OSTROWSKI. 1987. Johnanniskraut (Hypericum perforatum L.) HPLC- Analyse der Wichtigen Inhalsstoffe und deren Varibialitat in Einer Population. Deutsch Apoth Ztg, 23: p.1227-1230. KAN, Y. 2005. Türkiye’de Tıbbi ve Aromatik Bitkilerin Üretim ve Tüketim Potansiyelleri. Farmakognozi ve Fitoterapi Sempozyumu, s. 56-61. KAN, Y., N. ARSLAN, L. ALTUN ve M. KARTAL. 2006. Türkiye’de Tıbbi ve Aromatik Bitkilerin Kültürünün Ekonomik Önemi. XV. Bitkisel İlaç Hammaddeleri Toplantısı Bildiri Kitabı, s. 53-63. KAN, Y., M. KARTAL, İ. ORHAN ve G. ÇOKSARI. 2009. Türkiye’de Tıbbi Bitkilerin Durumu ve Geleceği. Türkiye VIII. Tarla Bitkileri Kongresi, 19-22 Ekim 2009, Hatay, Cilt I, s. 28-32. KOVANCI, İ. ve Ö.A. KALAFATÇILAR, 2001. Bal Bitkileri. Manisa Celal Bayar Üniversitesi Yüksek Öğrenim Vakfı. s.73. KUMAR, S.A.2009.Plants-based Medicinesin India. http://pib.nic.in/feature/feyr2000/fmay2000/f240520006.html LANGE, D. 2006. International Trade in Medicinal and Aromatic Plants, Medicinal and Aromatic Plants, p.155-170. LAVIE, G., Y. MAZUR, D. LAVIE, B. LEVIN, Y. ITTAH and D. MERUELO. 1995. Hypericin as an Antiretroviral Agent. Reprinted from: Aids: Anti HIV-agents, Therapies and Vaccines of The Annalsof The New York Academy of Sciences, 616, p. 556-562. MABEY, E., M. Mc.INTYRE, P. MICHAEL, G. DUFF ve J. STEVENS. 1988. The New Age Herbalist. Collier Books, Macmillan Publishing Company. p.61 MAISENBACHER, J., U. SCHMIDT ve N. SCHENK. 1995. Theraple mit Hypericum bei Angstzustanden, TW Neurologie Psychiatrie 9:p.65-70. MARBURG, J.H. 1993. Inhaltsstoffe und Wirkmechanismen des Johanniskrontes. Ztschr. f. Phytother, 14, p.255-264. MURREY, M.T. 1995.The Healing Power of Herbs.U.S.A. p.294. MÜLDNER, H. ve M. ZÖLLER. 1984. Antidepressive Wirkung Eines auf den Wirkstoft Komplex Hypericin Standardisierten Hypericum-Extraktes, Arzneim-Forsch. / Drug Res., 34 (II), Nr.8, p. 918-920. NAHRSTEDT, A. ve V. BUTTERWECK. 1997. Biologicially Active and Other Chemical Constituents of the Herb from Hypericum perforatum L. Pharmacopsychiatry, 30:p.129-134. NEWALL, C.A., L.A. ANDERSON, J.D. PHILLIPSON. 1983. Herbal Medicines. London, The Pharmaceuticals. Press. p.250. OKPANYI, S.N., M. WEISCHER ve L. WEISCHER. 1987. Tierexperimentelle Untersuchungen zur Psychotropen Wirksamkeit eines Hypericum-Extractes (Psychotomin M), Arzneim-Forsch./Drug Res., 37: p.10-13. ÖZGÜVEN,M., S. SEKİN, B. GÜRBÜZ, N. ŞEKEROĞLU, F. AYANOĞLU ve S. EKREN. 2005. Tütün, Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Üretimi ve Ticareti, Türkiye Ziraat Mühendisleri Odası Teknik Kongresi, Ankara, http://www.zmo.org.tr/etkinlikler/6tk05/02/023mensure.pdf ÖZHATAY, N. ve M. KOYUNCU. 1998. Türkiye’de Doğal Bitkilerin Ticareti. Proceedings of XII’th International Symposium on Plant Originated Curude Drogs (May 20-22, 1998, Ankara, Turkey) Bildiri Kitabı (Ed.) İ. çalış, T. Ersöz, A.A. Başaran, p.11-38. ÖZTÜRK, Y., S. AYDIN, K.H.C. BAŞER, N. KIRIMER ve N. KURTARÖZTÜRK. 1992. Hepatoprotective Activity of Hypericum perforatum L. Alcoholic Extract in Rodents. Phytotheraphy Research, 6: p. 44-46. ÖZYURT, M.S. 1992. Ekonomik Botanik. Erciyes Üniversitesi Yayınları, No: 47, Kayseri, 190 s. PLESCHER, A. 1997. Effizienter und Umwellgerechter Anbau Johanniskraut (Hypericum perforatum L.). Drogenrepart Jg. 10 (17): p.22-26. REUTER, H.D.1993. Hypericum als Pflanzliches Antidepressivum, Zeitschrift für Phytothrapie, 5: p.239-257. SCHEIDER,M., R. MARQUARD, LE. CRAKER (ed.), L. NOLAN (ed.) ve K. SHETTY. 1996. Investigations on The Uptake of Cadmium in Hypericum perforatum L. (St. John’s wort). Acta Horticulturae, 426: p.435-441. SCHINAZI, R.F., C.K. CHU, J.R. BABU, B. OSWALD, V. SALMAN, D.L. CANNON and B.F. ERICKSON. 1990. Anthraqinones as a New Class of Antiviral Agents AIDS. Antivir. Res. , 13, p. 265-272. SEÇMEN, Ö., Y. GEMİCİ, G. GÖRK, L. BEKAT ve E. LEBLEBİCİ. 1997. Türkiye Sulak Alan Bitkileri ve Bitki Örtüsü. Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Yayınları, No: 158, İzmir, s.74-75. SIRVENT, T., L. WALKER, N. VANCE ve G. DONA. 2002. Variation in Hypericins from Wild Populations of Hypericum perforatum L. in The Pasific Northwest of the USA. Economic Botany, 56:p.41-49. SLOLEY, B.D., L.J. URICHUK, L. LING, L.D. GU, R.T. COUTTS, P.K.T. PANG ve J.J. SHAN. 2000. Chemical and Pharmacological Evaluation of Hypericum perforatum Extracts. Acta Pharmacol Sin, 21 (12): p.1145-1152. SOUTHWELL, IA ve M.H. CAMPELL. 1991. Hypericine Content Variation in Hypericum perforatum in Australia, Phytochemistry,30:2 p.475-478. TANKER, M. ve N. TANKER. 1985. Farmakognozi Ankara Ünv. Eczacılık Fakültesi Yayınları, 1 (58): 177 s. TANKER, N., M. KOYUNCU ve M.COŞKUN. 1998. Farmasötik Botanik Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Yayınları No:78: 278s. TUKEL,T. ve R. HATİPOĞLU. 2001. Çayır-Meralarda Zehirli Bitkiler ve Hayvanlar Üzerindeki Etkileri. Tarım Köy Dergisi. s.139. TÜMEN, G. ve O.A. SEKENDİZ. 1989. Balıkesir ve Merkez Köylerinde Halk İlacı Olarak Kullanılan Bitkiler. Uludağ Üniversitesi, Balıkesir Necatibey Eğitim Fakültesi s.70. ÜSTÜN, Ç. 1998. Santral Sinir Sistemine Etkili Tıbbi Bitkilerin Tarihsel Süreç İçinde ve Günümüz Tedavisindeki Yeri. Doktora Tezi, Ege Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Deontoloji ve Tıp Tarihi Programı, İzmir, s. 15-36. WICHTL, M., F.C. CZYGAN ve D. FROHNE. 1984. Teedrogen, Stuttgard, Wissenschaftliche Verlagsgesellschaft. 178 p. ZEYBEK, N. ve U. ZEYBEK. 1994. Farmasötik Botanik. Ege Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Yayınları, No:2, İzmir, 201 s.